Son günlerde, Birleşmiş Milletler destekli bir raporun Gazze’de kıtlık yaşandığını belirtmesi, uluslararası alanda büyük tartışmalara yol açtı. Bu rapor, Gazze Valiliği’nin kıtlık koşulları ile karşı karşıya olduğunu iddia ederek, bölgedeki insani durumu gözler önüne serdi. Ancak, İsrail hükümeti bu raporun içeriğine sert bir şekilde karşı çıkarak, raporu ‘tamamen yalan’ olarak nitelendirdi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), UNICEF ve Dünya Gıda Programı (WFP) gibi kurumlar tarafından oluşturulan Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) raporunda, Gazze’nin Deir al-Balah ve Han Yunus bölgelerinin ciddi bir kriz içinde olduğu belirtiliyor. Ayrıca, Kuzey Gazze’deki koşulların da benzer derecede kötü olduğu ifade ediliyor.
Raporun özellikle Rafah bölgesiyle ilgili herhangi bir bilgi vermemesi dikkat çekti. Bu bölge, yaşanan çatışmalar ve yerinden edilme nedeniyle büyük oranda boşalmış durumda. İsrail hükümeti, raporun içeriğini şiddetle eleştirirken, Başbakan Benjamin Netanyahu’nun ofisi raporu ‘tamamen yalan’ olarak tanımladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Oren Marmorstein, raporda yer alan bilgilerin Hamas’ın yalanları üzerine kurulu olduğunu ve çıkarları olan kuruluşlar tarafından süzüldüğünü iddia etti. Marmorstein, Gazze’de kıtlık olmadığını savunarak, bu tür raporların uluslararası kamuoyunu yanıltmayı amaçladığını belirtti.
Rapor, Gazze’deki insani durumun son derece alarm verici olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle, 641,000 kişinin kıtlık koşulları ile karşı karşıya kalacağı öngörülürken, IPC Aşama 4 (acil durum) koşullarında bulunan insan sayısının 1.14 milyona, kriz içinde olanların sayısının ise 198,000’e çıkacağı tahmin ediliyor. Bu durum, bölgede yaşayan insanların hayatta kalma mücadelesini daha da zor hale getiriyor. Rapor, derhal bir ateşkes çağrısında bulunarak, insani erişim için garanti ve sivil altyapının korunması gerektiğini vurguluyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Gazze’deki durumu kınayarak, bu durumun insanlığın bir başarısızlığı olduğunu ifade etti. Guterres, “Kıtlık sadece yiyecek ile ilgili değildir; bu, insan hayatta kalması için gerekli sistemlerin kasıtlı olarak çökertilmesidir” dedi. Guterres, işgalci güç olarak İsrail’in uluslararası hukuka göre, nüfusun gıda ve tıbbi malzemeleri sağlama sorumluluğu olduğunu hatırlattı. Bu noktada, Gazze’deki insani yardım faaliyetleri konusunda yapılan eleştiriler önemli bir yer tutuyor. Eleştirilerin odağında, bu yardımların büyük kısmının Hamas tarafından çalındığı iddiaları yer alıyor. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Netanyahu’nun ofisinin açıklamalarını paylaşarak, “Gazze’ye tonlarca gıda yardımı gitti ama Hamas bu yardımları çaldı ve kara borsa pazarında sattı” ifadelerini kullandı.
Gazze’deki insani kriz sadece kıtlıkla sınırlı değil. Bölgedeki 50’den fazla rehine, yaklaşık 700 gündür tutuluyor. Bu rehinelerin 20’sinin hayatta olduğu, diğerlerinin ise öldüğü belirtiliyor. Hamas, rehinelerin kalıntılarını elinde tutmaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde, Hamas, rehinelerden biri olan Evyatar David’in video kaydını yayınlayarak, onun çok zayıf göründüğünü ve günlerdir yemek yemediğini bildirdi. Bu durum, bölgedeki insani krizin boyutlarını daha da derinleştiriyor.
Gazze’deki kıtlık iddiaları üzerine pek çok yorum ve analiz yapılmakta. Richard Goldberg, Savunma Demokrasi Vakfı’nın üst düzey danışmanı ve eski Beyaz Saray yetkilisi, raporun siyasi motivasyonlarla hazırlandığını belirtti. Goldberg, “İsrail’i yok etme ve Hamas’ı kurtarma ideolojisi, BM ve sol örgütler arasında yaygın. Bu durum, Gazze’deki kıtlık için bildirimde bulunma kriterlerini değiştirmeye sebep oluyor” dedi. Bu tür yorumlar, raporun güvenilirliğine dair sorgulamalar yaratmakta ve uluslararası toplumun dikkatini çekmektedir.
Uluslararası topluluk, Gazze’deki insani durumu yakından izlemekte ve bu raporun etkilerini tartışmaya devam etmektedir. İnsani yardım kuruluşları, Gazze’deki açlık ve kıtlık durumunu ortadan kaldırmak için acil müdahaleler gerekliliğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda, hem insan hakları açısından hem de uluslararası hukuk açısından ciddi sorumluluklar ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak, Gazze’deki kıtlık iddiaları, hem uluslararası kamuoyunu hem de bölgedeki siyasi dinamikleri etkilemeye devam ediyor.
Olayların gelişimi, insani yardım çalışmalarının nasıl şekilleneceği ve uluslararası toplumun nasıl bir tepki vereceği açısından kritik öneme sahip. Gazze’deki halkın yaşadığı bu zor koşullar, dünya gündeminde daha fazla yer bulmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu durum, yalnızca bölgedeki insanlar için değil, aynı zamanda uluslararası ilişkiler ve insani yardım politikaları açısından da önemli bir dönüşüm sürecini tetikleyebilir. Gazze’deki insani kriz, tüm dünya için bir uyarı niteliği taşımakta ve bu krizle mücadele etmek, uluslararası toplumun ortak sorumluluğu haline gelmektedir.
https://shorturl.fm/KyWDX
https://shorturl.fm/UCa7B
https://shorturl.fm/0ZFUC
https://shorturl.fm/7xjGU
https://shorturl.fm/I0hKT
https://shorturl.fm/4VoxE
https://shorturl.fm/gEOHm
https://shorturl.fm/AfqCj
https://shorturl.fm/vyfXt
uirgdtmknxfyjukkrdprnwnzxgimtp
https://shorturl.fm/sMd4N
https://shorturl.fm/T05T7
https://shorturl.fm/qMQP3